Hayatımız bir yolculuktur aslında, doğumdan itibaren başlayan. Bu yolculuğun ilk kısmını ailemizle yaparız, ayaklarımızın üzerine basana kadar. Bu kısımdaki yolculukta, yolu seçen annemiz babamızdır. Ya da onların yerine bu görevi üstlenen birileridir.
Bizim
adımıza, çıkacağımız yolu belirleyenler, bir bakıma çoğumuzu da bu yola devam
etmeye mecbur ederler.
Bazılarımız
da, ayaklarının üzerine bastıktan sonra yolculuğa kendileri karar verirler.
Doğuştan kendi iradeleri dışında bu yolu belirleyenlere uymayarak, başka bir
yol seçer ve kafileden ayrılırlar. Başka bir yola girerek seyahate devam
ederler.
İşte hangi
yol olursa olsun, bütün yollar, bizim mutluluk ya da mutsuzluk yolculuğumuzdur.
O yüzden,
yolun belirlenmesinde doğru ve isabetli tercih yapılması gerekir. Çünkü hayat
çizgimizi belirleyen ve ömrümüzün sonuna kadar devam edecek bu yol, mutlu ya da
mutsuz olmamızda da belirleyici rol oynayacaktır.
Bu bağlamda
yolun seçilmesinde; “değerler, mizaçlar, ilkeler, inançlar, alışkanlıklar,
karakterler” çok önemlidir.
Kişilerin
elbette ki şahsi tercihleri, zevkleri, yaşam biçimleri olacaktır. Ancak bunlar,
mutluluk yemeğinin garnitürleridir. Esas olan “ana menü”, insanlık tarihinin
tasvibini almış evrensel tercihlere ve ahlaki etik kurallara uygun olmalıdır.
Yani;
“doğruluk, sevgi, dürüstlük, mertlik, vefa, sözünde durma, çalışkanlık, adalet
duygusu, hoşgörü, ortak ahlaki değerler vb.” gibi insan olmanın gerektirdiği
ilkeler yol tercihinde belirleyici olmalıdır.
Yol böyle
seçilmediği takdirde, daha başlangıçta yürüyenleri bedbaht ve mutsuz edecektir.
Örnek
verecek olursak; hırsızlık, yalan, kandırmaca, şiddet, haksızlık, kıskançlık,
kin ve nefret, tembellik vb. kötü ve çirkin emeller ve idealler üzerine dizayn
edilen yaşam biçimi, asla bir mutluluk yolculuğu olamaz.
Hayat
yolculuğumuzda, karşılaşacağımız bazı engeller, yokuşlar, inişler, geçmemiz
gereken köprüler, dereler, belki de mayınlı yollar olacaktır.
Bazen zevkli
geçen günlerin ardından, yağmurlu, karlı, fırtınalı günler de gelecektir.
Önemli olan bu engellere sabırla direnmek, sorunları akılcı bir bakış açısıyla
sabırla çözebilmektir.
Unutmamamız
gereken gerçek ise, mutluluğun, yolun sonunda olmamasıdır. Yola çıktığımızda
böyle bir hayale, umuda kapılmamamız gerekmektedir.
Eğer mutluluğun, yolun sonunda olduğuna
inanırsak, yolculuk yaparken hep mutluluğumuzu erteleriz. Onu yaşamayı,
tatmayı, hissetmeyi yolun sonuna erteler dururuz. Yolun sonunda, abartılı,
somut bir mutluluk görülemeyeceği için, büyük hayal kırıklığına uğrarız.
Oysa
isabetli tercihi yaptığımızda, yolculuğun her adımı bize huzur verecek,
mutluluğu içselleştirerek tatmaya başlayacağız.
Mutluluk,
yakalandığında, ya da varıldığında, artık hep yaşanacak bir olgu değildir. O,
varılması gereken bir hedef, alınması gereken marka, bir tat, belirlenen bir
koku, hep aynı lezzeti veren sabit bir duygu değil ki yakaladığında muhafaza
edip hep tadasın.
Mutluluğun,
o anı değerlendirerek yaşanması gerektiğine inanmak gerekir. Bir tebessüm,
uzatılan bir el o anda bizi elbette ki mutlu eder.
Ancak onun
kuralları, oluşmasını gerektiren ilkeleri, yeşermesi gereken uygun ortamları
vardır. Şartları oluştuğunda elbette ki bu duygu tadılacaktır. Bu aşamada,
kişilerin duygu ve düşünceleri beklentileri, kanaatleri, mutluluk tanımları onu
yakalamada belirleyici olacaktır.
Bunlar
bilinirse, yolculuktaki her yaşantı değerlendirilerek mutluluğa kanalize
edilebilir. Örneğin yağmurun yağmasına üzülerek, kesmesini beklemek yerine,
yağmurda bir şeyler yapmanın zevkine varılabilir.
Okul bitsin,
diplomayı alayım da şöyle bir rahatlayalım diye bekleyerek, aradaki güzel
anları bu duyguya heba ederek strese girmek, üzülmek yerine, yakalanan
güzelliklerin tadı çıkarılarak, dört yıllık, ya da daha uzun sürecek bu süreç,
kurulacak okul arkadaşlıkları ile sevilen etkinliklere de katılarak neşeli hale
getirilebilir.
Unutmayalım
ki mutluluğun bir bütçesi, maliyeti, ya da kalitesi yoktur. Bu duygu birazda
mizaçla, tercihlerle, yetinmekle ve koyduğunuz hedeflerle ilgilidir.
Birisi bir
çiçek aldığında dünyalar onun olur, bir başkası kendisine hediye edilen Audi
marka otomobilin rengini beğenmediği için intihar eder.
O yüzden
mutluluğun; zenginlikle, fakirlikle de ilgisi yoktur.
Hayat
yolculuğuna geri dönecek olursak; bu sürecin mutluluk yolculuğu olduğunu idrak
eden bir birey, her fırsatı pozitif olarak değerlendirecektir. Bu duygu,
yolculukta çok önemlidir.
Bireyin
büyüme, çocukluk, gençlik, olgunluk ve yaşlılık evreleri olacaktır. Öğrenim
süreci, iş, evlilik süreci yaşanacaktır. Arkadaşları ile ailesi, iş dünyası ve
çevresi ile ilişkileri olacaktır. Zaman zaman iş, yaşam ve sağlık sorunları
yaşayacaktır.
İşte bütün
bunlar, hayat yolculuğunun gündemini oluşturmaktadır. Kişi bu maddeleri tek tek
icra ederken, doğru tercihinin kendisine verdiği huzurla engelleri aşmaya
çalışırken de mutluluk duygusunu tadacaktır.
Aslında
inandığımız ve tercih ettiğimiz doğru kurallar içselleştirilirse, bu yaşam
biçimi mutluluk beklentilerimizi de aklımıza getirmez. Çünkü “beklemek” çıkarcılıktır bir bakıma. Bu duygu
iyi ve erdemli insanlarda asla bulunmaz.
Zaten doğru
olan da beklentisiz ve çıkarsız bir duyguyla, insan olma, insan gibi yaşama
yolunda ilerleyebilmektir. En makbul olanı da budur.
Zaten böyle
bir insan mutluluk mükâfatını fazlasıyla hak eder ve doyunca yaşar.
Huzurlu ve
mutlu olmanız dileklerimle.
Sevgiyle
kalın.
.png)
Yorumlar